Cuma, Nisan 23, 2021
Ana Sayfa Dünya HAYIR SN TATAR GELECEĞİMİZİ AB'DE GÖRMÜYORUZ!

HAYIR SN TATAR GELECEĞİMİZİ AB’DE GÖRMÜYORUZ!

Sabahattin İsmail yazdı…”Rum ağzıyla konuşan Borrel’le en güzel yanıt bayraklarımızın koltukların arkasına konması olurdu.”

AB Yüksek Temsilcisi Borrel Anastasiadis ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Rumlara bayram yaptıran şu hususları vurguladı:

1-AB Kıbrıs’ta BM kararlarına ve AB ilkelerine – kriterlerine bağlı iki bölgeli iki toplumlu işlevsel bir yapıya sahip olacak federal bir çözüm istiyor. İki devletli çözüm olmaz.

2-AB 5+BM toplantısına katılacak ve bu görüşünü ortaya koyacaktır. Görüşmede bugüne kadar sağlanan ilerlemeler göz önünde bulundurulmalıdır, sıfırdan başlanmamalıdır.(Yani görüşmeler Crans Montana’da kaldığı yerden devam etmelidir)

3-Maraş konusunda BM Güvenlik Konseyi kararları dışında hiçbir adım atılmamalıdır Borrel bu şekilde Rum ağzıyla konuştuktan ve Mart sonunda yapılacak AB zirvesini işaret ederek Türkiye’ye aba altından sopa gösterdikten sonra “Kıbrıs Cumhuriyeti içindeki Türk Toplumu lideri” sıfatıyla Tatar ile görüşmeye geldi. Bu aşağılayıcı tavır karşısında Tatar iki yoldan birini seçmeliydi: Ya Borrel ile görüşmeyi iptal edip onlar üzerinde  büyük şok ve Dünya çapında yankı yaratacak bir dik duruş gösterecekti, Ya da görüşmede bayraklarımızı koltukların arkasına koyup ona, burada 37 yaşında, bayrağıyla cumhurbaşkanıyla,

Meclisiyle, hükümetiyle egemen bir devlet olduğunu ve İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM konusunda çok ciddi olduğumuzu gösterecekti. Rum ağzıyla konuşan Borrel’le en güzel yanıt bayraklarımızın koltukların arkasına konması   olurdu. Ne yazık ki ikisini de yapmadı Ne dik duruş sergileyip görüşmeyi iptal etti, ne de koltukların arkasına Anastasiadis’in yaptığı gibi AB bayrağı ile bayraklarımızı koydu… Oysa, KKTC Bayrağı 37 yıl önce göndere çekildiği içindir ki,  bugün  “egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm” savunuluyor. Tatar bilmelidir ki Cumhurbaşkanı olarak devletimizin bayrağını yabancılar geldiğinde olması gereken yere koymuyorsa, ne kendisi, ne KKTC, ne de iki devletli çözüm talebimiz dikkate alınır. Amaç Borrel’e şirin görünmekse ve bunun için Bayraklar olması gereken yerde değilse, o zaman odaya “Kıbrıs Cumhuriyeti” bayrağı konulsaydı, kısa yoldan şirinlik gösterilmiş olurdu.

Çünkü AB Sn Tatar ile KC’nin “Türk Toplumu Lideri” olarak görüşüyor. Ona “Türk Toplumu lideri” ile değil, KKTC Cumhurbaşkanı ile görüştüğünü göstermenin yolu, bayrakların Türk yetkililerle yapılan görüşmelerde olduğu yerde olmasıdır Maalesef AB ‘a şirin görünmek uğruna bunları yapmadı. TATAR’IN GAFLARI Borrel ile görüşmeden sonra Tatar’ın yaptığı açıklamada ilk anda 3 nokta dikkatimi çekti: Birincisi: Tatar, Borrell’e “Kıbrıslı Türklerin de Avrupa Birliği’nde geleceğini gören bir halk olarak daha fazla  alaka ve ilgi beklediğini” söylediğini açıkladı. Bu kabul edilemez. Biz geleceğimizi AB’de görmüyoruz. Rum-Yunan’ın, Türk düşmanı Rum yanlısı birçok ülkenin yer aldığı, tarih boyunca bize ambargo, izolasyon, ayırımcılık, baskı, tehdit, şantaj uygulayan, Rumun avukatlığını yapan, verdiği hiçbir sözü tutmayan AB’ye güvenmiyoruz  Geleceğimizi AB’de değil, bağımsız KKTC ‘de ve Anavatan ile bütünleşmekte görüyoruz..

Türkiye’ nin bulunmadığı bir AB’de mum gibi eririz, asimile oluruz. Hem “Denktaş okulundan mezun olduğunu ve Denktaş ekolünü temsil ettiğini” iddia etmek, hem de Denktaş ‘ın “TÜRKİYESİZ CENNETE BİLE GİTMEM” sözünü çiğneyerek “geleceğimizi AB’ de gördüğünü söylemek,” aslında Denktaş okulunda sıfır not alarak sınıfta kalmaktır. İkincisi, hem 5+1 görüşmesinde AB ‘nin Masada olmasını istemediğini söylemek, hem de   geleceğimizi AB’ de gördüğümüzü ve AB’den ilgi ve alaka beklediğimizi  söylemek büyük bir çelişkidir. Meğer masada görmek istemediğimiz AB bizim geleceğimizmiş de haberimiz yokmuş! . Üçüncüsü Tatar Borrel’e, aşı konusunda  haksızlıklar gördüğünü, Güney Kıbrıs Rum kesimine 100 bin aşı gelirken, KKTC’ye AB’den 10 bin 250 aşı geldiğini, gelmesi gereken aşının üç kat olması gerektiğini” belirtti ve,  “bu konuyla ilgili olarak Rum Yönetimi lideri Anastasiadis’in Borrell’e eşitsizliği telafi edeceğini söylediğini” kaydetti.

Görüldüğü gibi Tatar, Borrel ‘den bize direk aşı gönderilmesini talep etmiyor. Gelen 10250 aşının Rum yönetimi üzerinden verilmesini şikayet etmiyor, bunu reddetmiyor. Rum yönetimi üzerinden gelmesine karşın, daha fazla aşı istiyor. Borrel de ona muhatap olarak Anastasiadis’i gösteriyor, sorunu onun çözeceğini söylüyor. ve Tatar hiç sıkılmadan bunu açıklayarak “Borrel’in kendisine Anastasiadis’in bu durumu düzelteceğini söylediğini” açıklıyor. Yani gözümüz aydın. Anastasiades bize AB’den aldığı aşılardan lütfedip daha çok gönderecek. Kahrolmamak mümkün mü? Olacak iş değil. Oysa Tatar’ın Borrel’e, Rum yönetimi üzerinden gelecekse, aşılarını istemediğimizi, Rum yönetiminin bizim hükümetimiz olmadığını, burada ayrı bağımsız egemen bir devlet olduğunu söylemesi gerekmez miydi?

Onurlu dik duruş bunu gerektirmez mi? Denktaş ekolünün temsilcisi olduğunu söylemek kolaydır, O’nun, BM’de yaptığı gibi, masaya elini vurarak dik durmak ve “burası ayrı bağımsız bir devlettir. Ben de bu devletin Cumhurbaşkanıyım, Anastasiadis bizi temsil etmiyor, onun üzerinden gelecekse aşılarınızı istemiyorum” diye haykırmak zordur. Çünkü bunu söylemek için yürek ister. Bu devlete, bayrağına, egemenliğine ve iki ayrı devlete dayalı  bir anlaşmaya inanmak gerekir. İki devletli çözüm sloganlarla, şovlarla değil, ancak bu şekilde savunulur. Ancak bu şekilde ciddiye alınır. Var mı böyle bir yüreğin, böyle bir cesaretin, böyle bir adanmışlığın?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -